← Tekrar Tarih · Türkiye Tarih Atlası
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, güvenlik birimlerinin Hrant Dink'e yönelik suikast planından haberdar olduğu halde önlem almadığına ve bu ihmalin etkili biçimde soruşturulmadığına hükmetti. Türkiye yaşam hakkı, ifade özgürlüğü ve etkili başvuru hakkını ihlalden mahkûm oldu.
AİHM İkinci Dairesi, Dink'in sağlığında ve ölümünden sonra ailesinin yaptığı beş başvuruyu 14 Eylül 2010'da birlikte karara bağladı. Mahkemeye göre Trabzon'daki emniyet ve jandarma birimleri cinayet hazırlığından haberdardı, ancak makul önlemleri almadı; bu ihmale ilişkin soruşturmalar da etkisiz kaldı. Mahkeme, Dink'in 'Türklüğü aşağılama'dan mahkûmiyetini ise ifade özgürlüğünün ihlali saydı. Aileye toplam 105 bin avro manevi tazminat ve yargılama giderleri ödenmesine hükmedildi; karar Büyük Daire'ye taşınmadan kesinleşti. Karar, kamu görevlilerinin yargılanması tartışmasının sürdüğü bir döneme denk geldi. Gazeteci Merdan Yanardağ'ın aktardığına göre İçişleri Bakanlığı müfettişleri Şubat 2010'da, aralarında emniyet istihbaratının üst yöneticilerinin de bulunduğu 19 polis hakkında soruşturmaya gerek görmemişti. Bu yöneticiler hakkında dava ancak 2015'te, AKP ile Gülen yapılanması (resmî adlandırmayla FETÖ/PDY) arasındaki kopuşun ardından açıldı.
Editoryal bağlar; ortak aktör ya da iddia edilen bağ nedensellik kanıtı değildir.
Kilit kişiler: Hrant Dink, Rakel Dink, Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer
Davalar: Hrant Dink davası
Kurumlar: AİHM, Emniyet İstihbarat, Jandarma, İçişleri Bakanlığı
AİHM, Dink/Türkiye, 14 Eylül 2010 (Başvuru no. 2668/07 ve diğerleri) — Devletin yaşamı koruma ve etkili soruşturma yükümlülüğü
AİHM, güvenlik güçlerinin Dink'e yönelik cinayet hazırlığından haberdar olmasına rağmen gerekli tedbirleri almadığını ve bu ihmale ilişkin soruşturmaların etkisiz kaldığını tespit ederek Sözleşme'nin 2. maddesinin hem esas hem usul yönünden ihlal edildiğine hükmetti. Dink'in yazılarının Türklüğü hedef almadığını, şiddet çağrısı içermediğini belirterek mahkûmiyetini 10. madde ihlali saydı; 2. maddeyle bağlantılı olarak 13. madde ihlali de buldu.
Yanardağ, 2011, s. 184–185 — Soruşturma izni ve emniyet yöneticilerinin korunması iddiası
Yanardağ, İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin 5 Şubat 2010'da açıklanan raporunun Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer'in de aralarında bulunduğu 19 polis hakkında soruşturmaya gerek görmediğini, böylece Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun emniyeti ihmalle suçlayan 2 Aralık 2008 tarihli raporunun etkisiz kaldığını yazar. Yazar bunu emniyetteki Gülen yapılanmasının korunması olarak yorumlar; bu yorum Ergenekon davalarını 'kumpas' sayan kampın bakışını yansıtır.
Şener, 2009 — İstihbarat birimlerinin önceden bildiği cinayet
Nedim Şener, 'Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları'nda müfettiş raporları ve telefon kayıtlarına dayanarak Trabzon ve İstanbul'daki istihbarat birimlerinin suikast planından önceden haberdar olduğunu belgeler. Kitap, ihmal nedeniyle hiçbir devlet görevlisinin hâkim karşısına çıkmadığını vurgular ve AİHM'in incelediği koruma yükümlülüğü ihlalinin iç hukuktaki arka planını ortaya koyar.