← Tekrar Tarih · Türkiye Tarih Atlası
Yunanistan'ın AET'ye başvurusundan 16 gün sonra kapıyı çalan Türkiye, dört yıllık zorlu bir pazarlığın ardından 12 Eylül 1963'te Ankara Anlaşması'nı imzaladı: hazırlık, geçiş ve son dönemden oluşan, gümrük birliğine ve 28. maddeyle tam üyelik incelemesine açılan süresiz bir ortaklık.
Türkiye'nin AET serüveni ekonomik hesaptan çok Yunanistan'a kapılmama kaygısıyla başladı. Atina 15 Temmuz 1959'da başvurunca Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Bayar ve Menderes'i ikna ederek 31 Temmuz 1959'da ortaklık başvurusunu yaptı; başvuru, reddedilmesi hâlinde muhalefetin eline koz vermemek için bir süre kamuoyundan gizlendi. Ön hazırlık görüşmelerinde Türkiye gümrük birliği için 22-25 yıl isterken Yunanistan 12 yılı kabul etmiş, AET Atina'yla resmî müzakerelere geçerken Ankara'yı beklemeye almıştı. 27 Mayıs darbesi, Yassıada yargılamaları ve Eylül 1961'deki Menderes-Zorlu-Polatkan idamları süreci daha da soğuttu; Fransa görüşmeleri bloke etti. 1961 seçimleriyle çok partili hayata dönülmesi, Türkiye'nin taahhütlerini 24 Ağustos 1961'de derli toplu bir belgeye bağlaması ve Erkin'in 1962'de de Gaulle'e Türkiye'nin ticaretini SSCB ve Doğu Bloku'na kaydırabileceğini hatırlatması tıkanıklığı açtı. 12 Eylül 1963'te imzalanıp 1 Aralık 1964'te yürürlüğe giren anlaşma, 33 maddelik ana metin, Geçici Protokol, Mali Protokol ve Son Senet'ten oluşuyordu; 175 milyon hesap birimlik proje kredisi, Ortaklık Konseyi, Ortaklık Komitesi ve Karma Parlamento Komisyonu gibi kurumlar ile tütün, kuru üzüm, kuru incir ve fındığa tarife kontenjanı getiriyordu. İşçilerin serbest dolaşımı ise kesin bir yükümlülüğe bağlanmadığı için ileride başlıca anlaşmazlık konusu olacaktı.
Kilit kişiler: İsmet İnönü, Feridun Cemal Erkin, Fatin Rüştü Zorlu, Adnan Menderes, Semih Günver
Oklar editoryal hipotezleri gösterir; kendi başına kanıtlanmış tek neden anlamına gelmez.
Atlasın giden bağlantı tezleri:
Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919–1980 (İletişim), s. 851 — 28. Madde: Ortaklığın Ucu Açık Sözü
Ankara Anlaşması'nın Türkiye açısından en çok atıf yapılan hükmü 28. maddedir: «Anlaşmanın işleyişi, Topluluğu kuran andlaşmadan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye tarafından üstlenebileceğini gösterdiğinde, bağıtlı taraflar, Türkiye'nin Topluluğa katılması olanağını incelerler.» Kitabın değerlendirmesine göre hüküm doğrudan bağlayıcı sayılmasa da taraflara, koşullar oluştuğunda yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk yükler; üstelik taraflar bu koşulların oluşmasına engel olmama yükümlülüğü altındadır. Aynı hükmün Atina Anlaşması dışında Topluluğun yaptığı hiçbir ortaklık anlaşmasında bulunmaması, Ankara ve Atina anlaşmalarının ortak ülkeyi tedrici ekonomik bütünleşme yoluyla tam üyeliğe hazırlama amacı taşıdığının göstergesi sayılır. Ankara Anlaşması'nda sona erme hükmü de yoktur; anlaşma, Roma Antlaşması gibi geri dönülemez bir bütünleşme süreci başlatmıştır. (Kaynak: Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919-1980, İletişim, s. 851.)
Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919–1980 (İletişim), s. 854 — İnönü'nün Korkusu: Anlaşma Kapitülasyonları Diriltir mi?
Kitabın siyasal değerlendirmesine göre Türkiye, AET'ye başvurduğu ve müzakereye oturduğu dönemde ciddi biçimde incelenmiş bir AET politikasına sahip değildi; konuyla ilgilenenler birkaç siyasetçi ve bürokrattan ibaretti, Devlet Plânlama Teşkilatı soğuk yaklaşmakla birlikte itiraz etmemeyi yeğledi, üniversite çevreleri ve basın süreci sessizce izledi. Anlaşma imza için hükümetin önüne geldiğinde Başbakan İnönü bu konuda ilk ve son kez bir bakanlar kurulu toplantısı düzenledi: «İnönü'nün en büyük korkusu, kırk yıl önce kaldırılması için büyük savaşım verdiği kapitülasyon rejimini anlaşmanın diriltmesiydi. Dışişleri Bakanı Erkin, Paşa'yı bu konuda ikna etti. İnönü, kendisine, Türkiye'nin istediği zaman anlaşmadan ayrılabileceği garantisinin verilmesi üzerine, anlaşmayı parafe etti.» Türkiye'nin iki temel hedefi, ilişkileri kurumsal bir zemine oturtacak bir belge elde etmek ve Avrupa yarışında Yunanistan'dan geri kalmamaktı. (Kaynak: Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919-1980, İletişim, s. 854.)
Ankara Anlaşması: Türkiye-AET Ortaklığı ne zaman gerçekleşti? 12 Eylül 1963. Yunanistan'ın AET'ye başvurusundan 16 gün sonra kapıyı çalan Türkiye, dört yıllık zorlu bir pazarlığın ardından 12 Eylül 1963'te Ankara Anlaşması'nı imzaladı: hazırlık, geçiş ve son dönemden oluşan, gümrük birliğine ve 28. maddeyle tam üyelik incelemesine açılan süresiz bir ortaklık.
Ankara Anlaşması: Türkiye-AET Ortaklığı neden önemlidir, sonuçları ne oldu? Türkiye'nin AET serüveni ekonomik hesaptan çok Yunanistan'a kapılmama kaygısıyla başladı. Atina 15 Temmuz 1959'da başvurunca Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Bayar ve Menderes'i ikna ederek 31 Temmuz 1959'da ortaklık başvurusunu yaptı; başvuru, reddedilmesi hâlinde muhalefetin eline koz vermemek için bir süre kamuoyundan gizlendi. Ön hazırlık görüşmelerinde Türkiye gümrük birliği için 22-25 yıl isterken Yunanistan 12 yılı kabul etmiş, AET Atina'yla resmî müzakerelere geçerken Ankara'yı beklemeye almıştı. 27 Mayıs darbesi, Yassıada yargılamaları ve Eylül 1961'deki Menderes-Zorlu-Polatkan idamları süreci daha da soğuttu; Fransa görüşmeleri bloke etti. 1961 seçimleriyle çok partili hayata dönülmesi, Türkiye'nin taahhütlerini 24 Ağustos 1961'de derli toplu bir belgeye bağlaması ve Erkin'in 1962'de de Gaulle'e Türkiye'nin ticaretini SSCB ve Doğu Bloku'na kaydırabileceğini hatırlatması tıkanıklığı açtı. 12 Eylül 1963'te imzalanıp 1 Aralık 1964'te yürürlüğe giren anlaşma, 33 maddelik ana metin, Geçici Protokol, Mali Protokol ve Son Senet'ten oluşuyordu; 175 milyon hesap birimlik proje kredisi, Ortaklık Konseyi, Ortaklık Komitesi ve Karma Parlamento Komisyonu gibi kurumlar ile tütün, kuru üzüm, kuru incir ve fındığa tarife kontenjanı getiriyordu. İşçilerin serbest dolaşımı ise kesin bir yükümlülüğe bağlanmadığı için ileride başlıca anlaşmazlık konusu olacaktı.
Ankara Anlaşması: Türkiye-AET Ortaklığı atlas içinde hangi editoryal örüntü etiketlerini taşır? Blok Ekseni ve Göreli Özerklik, Tepeden Modernleşme, Ekonomik Çöküş. Atlas bu olayı aynı editoryal etiketi alan diğer kayıtlarla ilişkilendirir; bu sınıflandırma tarihsel tekrar kanıtı değildir.