← Tekrar Tarih · Türkiye Tarih Atlası
Bağdat Paktı, Türkiye ile Irak’ın 24 Şubat 1955’te imzaladığı antlaşmayla başladı. Birleşik Krallık, Pakistan ve İran’ın katılmasıyla beş üyeli bir savunma iş birliğine dönüştü. ABD paktın tam üyesi olmadı.
| Ülke | Tarih | Durum |
|---|---|---|
| Türkiye | 24 Şubat 1955 | Kurucu |
| Irak | 24 Şubat 1955 | Kurucu |
| Birleşik Krallık | Nisan 1955 (4 / 5 Nisan) | Katılım günü kaynaklarda farklı |
| Pakistan | 23 Eylül 1955 | Katılan üye |
| İran | 3 Kasım 1955 | Katılan üye |
Türkiye, Sovyetler Birliği’ne karşı bölgesel savunmayı Batı ittifakına bağlamayı amaçlayan paktın kurucusuydu. Irak’ın 1959’da ayrılmasıyla örgüt CENTO adını aldı ve merkez Ankara’ya taşındı.
Fahir Armaoğlu’nun Belleten çalışması 4 Nisan, TDV maddesi 5 Nisan 1955 tarihini verir. Tablo bu kaynak farkını görünür tutar. ABD’nin desteği ise tam üyelikle aynı şey değildir.
Kaynak: Fahir Armaoğlu — Orta Doğu Komutanlığı’ndan Bağdat Paktı’na 1951–1955, Belleten 59/224 (1995), s. 189–236 · TDV İslâm Ansiklopedisi — Bağdat Paktı
Konunun devamı ve tarihsel bağlamı için:
Kilit kişiler: Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Celal Bayar, Nuri Sait Paşa, Cemal Abdülnasır, John Foster Dulles
Oklar editoryal hipotezleri gösterir; kendi başına kanıtlanmış tek neden anlamına gelmez.
Atlasın giden bağlantı tezleri:
Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919–1980 (İletişim), s. 642 — Bağdat Paktının bilançosu: kapatılmak istenen kapıyı açmak
Kitap, paktın siyasal amaçlarına ulaşamadığını dört başlıkta gerekçelendirir: askerî bakımdan önemli bir savunma gücü oluşturamamıştır (Türkiye zaten NATO üyesidir, diğer üyelerin gücü yok denecek kadar azdır ve pakta katılma amaçları Sovyet tehdidinden çok ABD yardımı, Irak için İsrail, Pakistan için Hindistan tehdididir); Arapları hizalamak yerine aralarında kutuplaşma yaratmıştır; İsrail paktı kendisine yönelik algılayıp politikasını sertleştirmiştir. Dördüncüsü en ağır sonuçtur: «komünizmin yayılmasını önlemek için imzalanan Bağdat Paktı, bölgeye SSCB'nin girmesini kolaylaştırmış oldu.»
Türkiye açısından tablo daha da olumsuzdur: Arapların Batı'yla ilişkilerini geliştirmesini sağlayamamış, Orta Doğu'da önderlik üstlenemediği gibi Osmanlı geçmişi hatırlatılarak emperyalist politika izlemekle suçlanmış, Bağlantısızlar tarafından dışlanmış, İsrail'le ilişkileri bozulmuş ve Batı'dan beklediği desteği de alamamıştır; 1955 sonrasında ABD ekonomik yardımlarındaki düşüş bunun en açık göstergesidir.
(Kaynak: Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919-1980, İletişim, s. 642.)
Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919–1980 (İletişim), s. 647 — 1957 Suriye krizi: dışarıda gerilim, içeride seçim
Ağustos-Ekim 1957'de Türkiye Suriye sınırına iki piyade tümeni ve bir zırhlı tümene eşdeğer, 10 Ekim itibarıyla 37.000 kişiye çıkan bir kuvvet yığdı. Bulganin 10 Eylülde Menderes'e mektup göndererek böyle bir saldırının yalnızca mahallî çapta bir savaşa yol açacağını sanmanın tehlikeli olduğunu bildirdi. Kriz BM Genel Kuruluna taşındı ve 30 Ekimde gündemden çıkarıldı; hemen ardından SSCB tavrını yumuşattı.
Kitabın açıklaması dış tehdide değil iç siyasete bakar: «Bu yapay bunalımın nedenleri ancak iç sorunlara bakarak anlaşılabilecektir.» 1957'de yapılacak seçimlere DP ciddi ekonomik sıkıntılar ve artan demokrasi tartışmalarıyla giriyordu. Suriye bunalımının yaratılması hem kamuoyunun dikkatini ekonomik sorunlardan dış politikaya çekti, hem de 1955'ten beri yardımları azaltan ve koşula bağlayan Washington'a Türkiye'nin bölgedeki rolünün önemini yeniden hatırlattı. Bu okuma tartışmalı olmakla birlikte kitabın kendi vurgusudur; kesin olan, bunalımın Türkiye'nin diğer Arap devletleriyle ilişkisini biraz daha bozmasıdır.
(Kaynak: Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919-1980, İletişim, s. 647-648.)